Oyuncular, Filmler, Kitaplar, Resimler, Videolar
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
!!!Forum Yetkili Alımları Başlamıştır İlk Başvuran 3 Kişi Yetkili Olarak Alınacaktır!!!

Paylaş | 
 

 midnight sun 12.bölümden sonrası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
KoLéRa
Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 97
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 16/01/10
Forum Başarısı Forum Başarısı : 28427
Rep Puanı Rep Puanı : 1
Cinsiyet Cinsiyet : Kadın
Nerden Nerden : EvdeN
Yaş Yaş : 24
Lakap Lakap : KoLéRa
İş/Hobiler İş/Hobiler : AylaKcı

MesajKonu: midnight sun 12.bölümden sonrası   Paz Ocak 17, 2010 10:17 am

Bölüm 13:::

Eve hiç gitmek istememe rağmen Rosalie’yi daha
fazla kızdırmamak ve bazı şeyleri açıklamak zorunda olduğumdan
gitmeliydim. Hem Bella şimdi evindeydi ve güvendeydi. Çok kısa bir süre
sonra onu göreceğim umuduyla yetinip garaja doğru yaklaştım.
Rosalie’nin düşünceleri çığlık atarcasına beynimde yankılanıyordu;
“Aptal,bencil! Bunu bize nasıl yapar? Ailemize? Sonuçlarını hiç mi göremiyor?!’’
Ough!
Bu çok zor olacaktı sanırım. Carlisle’ın evde olması iyi bir şeydi.
Salona girdiğimde ilgisiz görünmeye çalışsalarda, düşünceleri bu yönde
değildi ve benim duyduğumu biliyorlardı.
Dinlemediğim, duymadığım anlamına gelmiyordu!
Emmett umursamıyordu. Akşam için – eğer benim Bella’nın yanına gitmemi engelleyebilirse – dövüş ayarlamak istiyordu.
‘Mutlu
görünüyor,daha mutlu. Her şey bir şekilde yoluna girer. Edward
üzülmemeli’ diye düşünüyordu Esme..onun için her zaman mutlu olmam
önemliydi.
‘Bunlar Swan kızının güvenliğini tehlikeye atıyor ama o
mutluluğu hak ediyor. Eğer Edward güveniyorsa sorun yoktur.’ Diye
düşünüyordu Carlisle.
Jasper her zamanki gibi Alice ile ilgili
kaygılanıyordu. Onu artık daha iyi anlıyordum ama aklından geçirdiği
bazı planları duyunca dişlerimi gıcırdatmama engel olamadım.
‘Edward’ diye inledi Alice kafasında. Dikkat çekmeyecek biçimde sessiz konuşmalarımızdan birisindeydik.
‘Edward neden hala ikinizi o çayırda görüyorum? Onu seviyorum Ed?’
Benim
kadar değil. Bu bizim türümüz için bile fazlaydı,bir insan böyle bir
aşkla zaten yaşayamazdı. Bu sohbeti tekrar ettiğimize inanamıyordum.
Resmen bir deja-vuydu tüm bunlar.
Tüm bunlar sadece bir dakikadan
daha kısa sürede olmuştu ancak bu süre Rosalie’ye çok fazla gelmişti.
Düşüncelerini duyduğumu bilmesine rağmen onları yüzüme karşı söylemek
ve suçluluk duymamı sağlamak istiyordu.
“ Tüm bunları yaparken ne planlıyordun?’’ diye üzerime yürümeye başladı. İnsan adımlarını kullanmasına şaşırmıştım.
“ Zaten anlamıştı ve biliyordu. İnkar mı etseydim?’’

Ve bu kimin suçuydu? Sana en başından söylemiştim. O zaman onun icabına
bakmalıydık. Şimdi o dengeden yoksun şapşal bunu nasıl bi-’’
Boğazımdan
çıkan kızgın ve şiddetli hırlamayı duyunca cümlesine devam edemedi.
Etmemesi de onun için daha sağlıklıydı zaten. Onun hakkında nasıl böyle
düşünebilirdi? Hala ne hakla onu..öldürmekten bahsedebilirdi? Onu şuan
parçalara ayırabilirdim. Ama o benim kardeşimdi ve ailemi üzerdi. Bunun
yerine Emmett’in araya girmesine izin verdim.
‘Kardeşim,sakin ol! O sadece .. Rose! Biliyorsun.’diye düşünüyordu.
‘Sakın Rose sakın bir daha Bella’yla ilgili ağzını açma!’ diye tısladım.
Carlisle
“sakin ol oğlum. O da bunun farkında. Bunun risklerini görmeliyiz,
Edward. Ailemizin güvenliği için,gerekirse taşınırız. Bella’ya
güvenebilirmiyiz?’’
Gözlerimi Emmett’in arkasındaki sarışın figürden ayırıp Carlisle döndüm ve başımı bir kez salladım.
Alice huzursuzca kıpırdandı. Jasper ona döndü ve yanına gitti. Alice Jasper’a dokundu. Bu onların anlaşma biçimiydi.
Alice
tekrar kafasında inledi, ‘ Edward ne zaman? Ne zaman?
Lütfen,lütfen,lütfen… onunla tanışmak istiyorum, konuşmak istiyorum.
Bir kerecik, lütfen. Oda beni sevecek. Onu mutlu görmek istemiyor
musun?’ işte bana kabul ettirmeyi başarabilmesinin tek yolu… Bella’nın
mutluluğu,güvenliği…
Cevabı gördüğünde sırıtmaya başladı. Küçük
ama sinir bozucu! Bu tanrı vergisi bir yetenek olmalıydı. Ve bu bir
kabullenmeydi. Arkamı döndüm. Yukarı çıkıp üzerimi değiştirmeliydim ve
hayatımın merkezi olan kızın yanına gitmeliydim.
Emmett “ Hey,
nereye? Akşam için -’’ Esme’ye şüpheyle baktı ve ‘Hadi ama Ed! Bir
meydan okuma. Sana meydan okuyorum.’ Diye düşündü ve Sırıttı. Bu karşı
koyamadığım bir şeydi. Bella’dan önce… ben ilerlerken hala yakınıyordu.
‘ Sadece sıradan bir uykuyu kaçırırsın!’
Hatırlatması iyi olmuştu.
Hiç aklımdan çıkmamasına rağmen. Onun sayılı günleri, saniyeleri den
her an değişen hayatından bir saniyeyi bile kaçırmak istemiyordum.
Yarın gereken cevapları alacak ve hayatında bir canavar olmasına rağmen
isteklerini öğrenecek ve hepsini gerçekleştirmek için her şeyi
yapacaktım.
Onun kokusuyla dolu odasına girmeden önce avlanmalı
mıydım? Hayır sadece gerekecek kadar ve diğerlerinden fazla değil. Ama
Cuma günü için Alice’e sorabilirdim. Bella’yla yalnız olma fikri…
Düşününce susuzluk ikinci sırada kalıyordu. Biyoloji dersinde, bir
sınıf dolusu insanın olduğu bir yerde bile böyle garip bir
elektriklenme oluyorsa, kim bilir yalnızken nasıl olur diye düşünmeden
edemiyordum. Ona zarar verme düşüncesi zaten dayanılmazdı. Alice’in
gördükleri yanlıştı! İçinde bulunduğum duruma yaşamak veya hayat
denirse bunu anlamlı hale getiren o kıza bir şey olması durumunda benim
yaşamımın da bitmesini arzulardım. Ondan birkaç metre uzakta uykuya
dalmasını beklerken, aklımdan geçenler beni bile şaşırtmıştı. Artık
sadece Bella vardı… Renkler Bella’ydı. Çiçekler Bella, tüm gezegenler
ve benim evrenimin merkezide Bella…


Bölüm 13 devam...

Evin
içinde dolaşırken çıkardığı ayak seslerine odaklandım. Bu iyiydi. Ondan
bir parça. Kalbinin atışını duyuyordum,kanı pompalayışını. Ama bu onun
yaşadığının kanıtıydı. Yarın yine bana gülümseyebilecek, yanakları
kızaracak, o yanımdayken havada elektrik vızıldayacak… Bunlara
odaklandığımda ağzımı sulandırması gereken o ses farklı amaçlara hizmet
etmiş oluyordu. Şef Swan’ın düşüncelerinin yavaşlayıp, odaklanmaya
başladığını işittiğimde horlamaları da başladı.yani artık müsaitti.
Evrendeki en değerli şeyi görebilecektim.
Sessizce tırmandım ve
camdan içeriye süzüldüm. Biraz huzursuz gibiydi. Yatağında karmakarışık
yatmış, saçları yastığında dağılmıştı ve inanılması güç bir şekilde
büyüleyiciydi.
Huzursuzca kıpırdandı. Odanın en karanlık yerine gittim böylece uyandığında beni görmeyecekti.
“hmm
Edward.’’ Mırıldanıyordu… yine… Acaba her seferinde aynı etkiyi yapıp,
beni bu şekilde sarsacakmıydı? Bu çok yanlıştı karetsin! Ama aynı
zamanda tarifi imkansız bir şekilde hoş bir duygu.
“ Sen…’’ ben
ne?? Ah hadi ama! “ İnanılmazsın.’’ Oh hayır. İnan bana seninle
kıyaslanamam bile. Gülümsememe engel olamadım. Gün ışıyana kadar ara
ara uyandı. İyi bir uyku çekememişti, yorgun görünüyordu, hasta gibi.
Bu düşünce beni sinirlendirdi, benim kontrolümün olmadığı şeylerde
kendine dikkat etmeliydi. O derin bir uykuya daldığında, bende eve
gittim. Alice merdivenlerdeydi…yine… ve doğal olarak ne yapacağımı
görmüştü.
‘ Rosalie ile gitmek istemiyorum ama eğer Bella’yla konuşabilirsem?’ düşüncesine ters bir bakış atarak karşılık verdim.

Lütfen Edward, kararını sürekli değiştiriyorsun ve beni sürekli
yalvartıyorsun. Neyse iki güne kadar konuştuğumuzu görüyorum. Sorun
çıkmayacak, üstünü değiştir ve git. Biliyorsun Rosalie arabasıyla hava
atmaya bayılıyor.’
“Teşekkürler Alice.’’ Diye hızlıca cevap verdim.
Cidden sinir bozucu ama kesinlikle işe yarar. Esme yanından hızla geçerken ifademi gördüğünde gülümsedi ve omzuma dokundu.

Ah tarım bir çıkar yol olmalı. Edward’ı bu kadar değiştiren kızı merak
ediyorum.’ Esme’nin düşünceleri gülümsememe sebep oldu. Belki bir gün
Bella’yı ailemle tanıştırırdım! Komik! Bella yedi vampirle aynı evde!
Kesinlikle karşı çıkmadan kabul ederdi. Belki de korkardı ve kaçıp
giderdi. Tıpkı benim istediğim gibi. Bu düşünce üzerine boş kalbim
sızladı! Ama o Bella’ydı. Beni her zaman şaşırtan insan. Evlerinden
uzak bir yerde durdum. Şef Swan’ın konuşmalarını duyabiliyordum. Bahar
dansı hakkında konuşuyorlardı. Kızı için endişeleniyordu, erkek
arkadaşı olmasını istemiyordu ama bunun kızını üzeceğinden korkuyordu..
kız babası olmak cidden zor olmalı diye düşündüm. Acaba beni onaylar
mıydı? Birinin beni kızı için onaylayacağı düşüncesi!! Hah! Arabası
hareket ettiğinde bende hemen Bella’yı görebilme heyecanıyla kapısının
önüne park ettim. Bella günlük ritüellerini gerçekleştirdikten sonra
camda belirdi. Oh tanrım! İşte güneş şimdi doğdu ve gün şimdi
tamamlandı. Onun yüzü olmadan hiçbir şey tam değil. Aramızdaki mesafeyi
kapatmak için oda benim kadar sabırsızmış gibi kapıya doğru koşar
adım,ayakları birbirine dolanarak hızlıca yöneldi. Onu bıraktığımdan
beri nasıldı? Hala yorgun görünüyordu, akşam uyuyamamıştı. Üzerine
krema ve gül gibi olan teninin tüm gizli kalması gereken yerleri örten
cinsten kazak giymişti. Hasta mıydı? Arabaya binmeden önce durakladı.
Günışığıma gülümsedim.
“ Günaydın, bugün nasılsın?’’ hiçbir şey
kaçırmak istemiyordum, hiçbir ayrıntıyı. Dikkatle yüzünü inceledim.
Kahverengi gözlerinin altında halkalar oluşmuştu ve bu onu hasta
gösteriyordu.
“iyiyim,teşekkürler.’’ Dedi yumuşacık bir sesle.
Sesini duymak kendimi daha iyi hissettirdi. Bir rüyanın aslında gerçek
olduğunu anlamak gibi. O bir rüya olabilirdi ama ben rüya göremezdim.
Bu da onun geçek olduğunun bir kanıtıydı.
“ yorgun görünüyorsun’’ dedim gözlerinin altındaki halkalara odaklanarak.
“ uyuyamadım’’ dedi masumca. Saçlarını çekiştirerek yüzünü kapatmaya çalıştı.
Rahatlamasını sağlamak için espri yaptım.
“ bende uyuyamadım.’’
Gülümsedi. Ah işte dünyadaki en hoş ses. gülümsemesi..
“ dün gece ne yaptın?’’ diye sordu.
Hah.
‘ Ben .. sadece .. seni uyurken izledim. Aslında bunu sürekli
yapıyorum.’ Böyle bir cevap versem yüzünün alacağı hali merak ederek
güldüm ve “ şansını zorlama. Bugün soru sorma sırası bende.’’ Diye
geçiştirdim.
“Haklısın unutmuşum. Ne öğrenmek istiyorsun?’’ dedi. Sanki onun hakkındaki şeyleri merak etmeme şaşırmış gibi.
“En sevdiğin renk ne?’’
“ Hergün değişiyor.’’ Tam Bella’ya göre bir cevaptı bu ama vazgeçmeyecektim.
“ Öyleyse bugün en sevdiğin renk ne?’’
“Sanırım kahverengi’’ dedi ciddi bir tavırla.
Ne? Kahvere.. Oh ama o Bella’ydı. Farklı olacaktı tabi ki.
“Kahverengi mi?’’diye şaşkınlığımı dışa vurdum.
“evet.
Kahverengi sıcak bir renktir.’’ Ah hayır. Ne kadar sıcak olduğunu
tahmin bile edemezsin demek istedim.“ ben burada kahverengi görmeyi
özledim. Burada kahverengi olması gereken her şey, ağaç gövdeleri,
kayalar, çamur yeşil!’’ dedi dudağını sarkıtarak.
Vay canına.
Kahverengi sıcaktır! Gözlerine baktım ve düşüncesinin ne kadar doğru
olduğunu anladım. Onun çikolata kahvesi gözlerinin derinliklerine
baktım ve yandım… buz tutmuş bedenimin sıcacık olduğunu hissettim.
Haklıydı.
“ haklısın,kahverengi sıcaktır.’’ Diye mırıldandım.
Ve
küçücük bir dokunuş diye kendimi kandırmaya çalıştığım iç çatışmayı
kazandım.-ya da kaybettim mi demeliyim?- uzandım ve onun ipeksi saçını
geriye doğru ittim. Böylece güzel yüzü saçının gölgesinde kalmayacaktı.
Biran için kalp atışları hızlandı. Ona dokunmak için bahaneler
üretiyordum! Arabayı park yerine sürerken diğer sorularımı sıralamaya
başladım.
“ şuanda CD çalarında hangi CD var?’’ diye sordum.
Klasikleri sevdiğini biliyordum ancak başka bir şeylerden de
hoşlanabilirdi. Bir süre düşündü ve bir rock grubunun adını söyledi.
Hmm… sert müzikte seviyordu aynı zamanda. Bella’yla ikisini yan yana
düşünemiyordum. Gülümsememe engel olamadım. Arabadaki CD yığınından
ortak zevkimiz olan tek şeyi aldım ve ona uzattım. Soran gözlerine,
“Debussy’e ne dersin?’’ diye cevap verdim.
Aldı, CD’nin kapağını inceledi,tabi ki bende onu…
Ona sınıfına kadar eşlik ettim ve sınıfına giderken de tüm ayrıntıları cevaplandırmak zorunda kaldı.

Bir
ölümsüz için saatlerin – hatta saniyelerin – geçmemesi ne kadar da
zordu! Onu başkalarının gözlerinden izlemek zorundaydım her zamanki
gibi. Bazen gözleri odağını kaybediyor ve ufacıkta olsa bir gülümseme
belirtileri gösteriyordu. Beni düşündüğünü umut ediyordum ve donmuş
kalbimin göğsümün dışına çıkmamasına şaşırıyor ve gülümsememe engel
olamıyordum. Emmett ‘ iyice kafayı yedi artık. Yazık.’ Diye düşündü.
Ona bakarak gözlerimi devirdim. Öğle tatilinde de insanların gereksiz
olarak nitelendirdiği ancak benim için – sadece Bella’yla ilgili olduğu
sürece – gereksinim olan sorularıma devam ettim.
Sevdiği
filmler,gitmek istediği yerler, sevdiği kitaplar.. bunları ölümsüz
zihnime kaydediyordum. Bazı sorularda utanmasını ve kızarmasını
sağlayan nedenleri merak ediyordum. Onun bilinmeyen yönlerini keşfetmek
hoşuma gidiyordu.
“ en sevdiğin taş ne?’’
“ kehribar.’’ Kızarıyordu. Ama neden? Ah tanrım! Bu zihin okuyamama her geçen gün daha da sinir bozucu oluyordu.
“neden?’’ diye sordum cevaplamasını umarak.
Ah hadi ama! “hadi söyle’’
Başını önüne eğdi. Utangaç, masum, baş döndürücü..
“çünkü gözlerin kehribar rengi.’’ Ne? Benim? Devam etti, “ heralde iki hafta içinde sorarsan sana akik derim.’’
Bu
çok yanlıştı. Ama çok güzel. İki hafta içinde akik!! Peki iki gün sonra
içimdeki canavarı tutamazsam ne olacaktı? Bella’nın kanıyla – sevdiğim
kızın kanıyla – renklenmiş kırmızı gözler mi? Ama şuan Bella’yı
üzmemeliydim, o incinmemeliydi.
Birlikte biyoloji sınıfına gittik.
Çevrede bir sürü düşünce vardı hatta bazıları haykırış gibiydi ama
Bella’ylayken her şey daha kolaydı çünkü dikkatimin odağında o vardı.
Biyoloji
dersinde Bay Banner yine o aptal filmlerden getirmişti. Dünkü gibi bir
olay yaşanmaması için iskemlemi ondan uzaklaştırdım fakat imkansız
derecede aynıydı. Yine aynıydı, hatta gün geçtikçe artıyordu.
İmkansızdı, mükemmel… sadece bir dokunuş dedim önceki gün olduğu gibi.
Dün ona zarar vermemiştim. Sonrasında parmak uçlarımda oluşan yanmayı
düşündüm. Oda hiç rahat görünmüyordu, sanki bir düşünceyle savaşırmış
gibi…
Ben kendimi ikna etmeye çalışırken film bitti ve ışıklar
yandı. Yüzümdeki kafa karışıklığını görmüştü. Hiçbir şey söylemeden
ayağa kalktım ve onun bana katılmasını bekledim. Ona beden eğitimi
dersi için spor salonuna kadar eşlik ederken hala çatışmadaydım. Bana
döndüğünde, gözlerine baktığımda kararı benim yerime vermişti. Yumuşak,
ipek tenine buz gibi elimin dışıyla dokundum. Tıpkı camın üzerindeki
ipek gibi… yeter diye emrettim yine kendime. Onun yanında kendimi bu
şekilde kaybedemezdim, kontrol kaybı yaşamamalıydım. Ayrıca ne kadar
hoşgörülü olsada tenim onu tiksindirirdi. Birden döndüm ve sınıfıma
doğru yürüdüm. Emmett ‘ hey, adamım sen iyi misin?! ’ paniklemişti.
Gözlerime baktı. Kendimi onun zihninde gördüğümde şaşırdım. ‘ gerçekten
berbat haldesin dostum. Toparlan?’ diye mırıldandı. Bella’yı spor
salonundaki düşüncelerden takip ediyordum. Raketiyle bir köşeye
saklanmıştı ve bir silah taşıyormuş gibi korkuyla bakınıyordu.
Mike
Newton’ın haykırışlarını duymamak neredeyse imkansızdı. ‘ ah, onunla
ilgilenmesinden bıktım. Bella o ucubede ne buluyor? Güzel arabalar,
kıyafetler…’ onun o küçük kafasını dağıtıp zihnimi bu çöplükten
uzaklaştırmak isterdim.
Dersten çıktım ve onu beklemek için spor
salonunu önüne gittim. Beni görür görmez gülümsedi ve geri kalan her
şey önemini yitirdi. Ona gülümseyerek karşılık verdim.
Eve doğru
gitmeden önce, onun koltuğa huzurla gülümseyerek oturmasını izledim.
Ama şansı yoktu, henüz sorumlarım bitmemişti ve konu Bella oldukça hiç
bitmeyecek gibiydi.
Benden önceki yaşamını çok merak ediyordum
yaşadığı yer nasıldı?- çünkü güneyin güneşli kentlerine gitme şansımız
pek olmamıştı.- Babasını tanıyordum ama annesi nasıl bir insandı? Nasıl
bir karışımdan böyle olağanüstü bir varlık ortaya çıkmıştı? Onu merakla
ve ilgiyle dinledim. – tabi ki.- sesinin nasıl değiştiğini ve özlem
dolu olduğunu duyunca bir üzüntü tüm benliğimi kapladı. Ansızın
başlayan sağanak yağmuru izlerken kendimi ona kaptırmış bir haldeydim.
Onun sevdiği ve özlem duyduğu şeyleri bilmek merakımı azda olsa
gidermişti.
“ bitti mi?’’ diye sordu hemen.
“daha çok sorum var ama birazdan baban gelir.’’ Diye cevapladım onunla olan zamanımın hızla geçmesine lanet okuyarak.
Gözleri
büyüdü birden ve “Charlie!’’ dedi panikle. Hemen saatine baktı ve
yaşadığa şoka gülmek istedim çünkü bende aynı durumdaydım. Zamanın
nasıl bu kadar hızlı geçebildiğine şaşırıyordum, tıpkı onun gibi…
zaman… dışardan bakıldığında bize cömert davranıyormuş gibi gözüken ama
aslında bizi karanlığa hapseden…
Birdenbire, farkında olmadan dudaklarımdan dökülen kelimelere şaşırdım.
“alacakaranlık.’’
Ondan uzağa bakıyordum. Bu bir döngüydü ve o her gün olduğu gibi benden
uzaklaşmalıydı. Gözlerimi ona çevirdiğimde merakla bana baktığını
gördüm ve nasıl çıktıklarını bilemediğim kelimeleri her zaman dürüst
davranacağım kıza söyledim.
“ bizim için günün en güvenli saati. En
kolay saatler. Ama aynı zamanda da hüzünlü. Bir günün sonu gecenin
başlangıcı. Karanlığı tahmin etmek ne kadar kolay değil mi?’’ ona her
zaman istediğini vermemin şaşkınlığına gülümseyerek baktım.
Çenesini hafifçe yukarı kaldırdı. Bir şeyden rahatsız olduğu ve onu düzelteceğinin bir işaretiydi bu.
“Ben
geceyi severim. Hem karanlık olmasa yıldızları göremeyiz. Ben burada
pek yıldız göremiyorum.’’ Dedi küçük burnunu buruşturarak. Ah her zaman
farklı olmak zorundaydı. Hüznümün yerini onun yanımda olmasının verdiği
neşe kısa zamanda aldı. Ve ona gülümsememe engel olamadım – her zaman
ki gibi -
Onunla zaman güzeldi ancak gözlerine baktığımda ve
gözlerinin erimiş çikolatasında gördüğüm duyguların benimkiyle aynı
yönde olduğunu gördüğümde hiç istememe hatta bu düşünceyle savaşmama
rağmen eve girmesi gerektiğine karar verdim.
“Charlie birazdan gelir. tabii ona cumartesi gününü benimle geçireceğini söylemek istiyorsan…’’ dedim içimde bir umutla.

teşekkürler ama hayır.’’ Dedi son kalan umut kırıntılarımı da yok
ederek. Ama elbette bir çıkar yol olacaktı. Toparlanmaya başladı.
Birlikte olan zamanımızın bitmesine oda benim kadar üzülüyor muydu?
Merak yine susuzluk gibi yaktı. Birden ; “ öyleyse yarın yine sıra
bende değil mi?’’ dedi elimden kolayca kurtulacağını sanarak.
“ kesinlikle hayır! Sana sorularımın bitmediğini söyledim.’’ Diye huzurluğunu artırdım hiç istememe rağmen. Ama bilmeliydim…
“başka
ne soracaksın?’’ gözlerini kocaman açarak şaşkın şaşkın baktı. Ah Bella
konu sen olunca bu kadar kolayca pes edeceğimi düşünmene şaşırdım demek
isterdim. Hafif tut!
“ yarın öğrenirsin.’’

Bölüm 13 devam...

Kendimi daha fazla engelleyemeden ona en azından biraz daha yaklaşmak için kapısına uzandım, açmak için… birden!

hey, Bella’nın yanındaki de kim? Sanırım erkek arkadaşı var! Kahretsin!
Ama olmamasına daha fazla şaşırırdım.’ Beni erkek arkadaşı sanmasına ne
kadar sevinsemde, öfkem içinde minik bir nokta gibi kaldı bu duygu.
Genç bir erkek sesiydi bu ve daha önce duymadığıma emindim. Ve sonra
daha tok ve olgun bir ses kafamda yankılandı.
‘ bu,bu nasıl
olabilir! O yaratık, sülük benim en yakın arkadaşımın evinin önünde? Ve
onun kendi hayatı pahasına sevdiği kızıyla!’
Bella’nın yanında öfkelenerek kontrolümü kaybetmek istemediğimden sadece hareketsiz olarak kaldım.
“bu hiç iyi değil.’’ Farkında olamadan dudaklarımda dökülen kelimelere hızla tepki verdi “ iyi olmayan ne?’’
Dişlerim
birbirine kenetlenmişti ve ona bunu açıklamanın yollarını arayacak
vaktim yoktu çünkü kalırsam onun görmesini istemediğim daha vahşi
kısmım ortaya çıkar mıydı?
“işte bir sorun daha.’’ Diyebildim sadece.
Kapısını
açtım ve ondan el verdiği kadar ve şüpheleri uzaklaştıracak kadar
uzaklaştım ama artık çok geçti. Düşünceleri haykırmanın bile yanında
hafif kalabileceği bir şiddette beynimde yankılanıyorlardı. Bella’yı
burada bu şekilde, bu insanlarla bırakmak istemiyordum. Quileute
büyüklerinde olan Billy black ve onun oğlu – beni Bella’ya ifşa eden –
ile bırakmak istemiyordum. Ama Charlie gelmişti.
“Charlie geldi.’’ Dedim hemen.
Arabadan
şaşkınca ve merakla indi. Onu orada öylece bırakmak istemiyordum, onu
almak oradan uzaklaşmak, uzaklaşmak ve daha da uzağa gitmek Bella’yla
yalnız kalmak istiyordum. Ama bu imkansızdı. Arabadan hızla indi
yağmuru sevmemesine rağmen durdu, karşındakilere gördü. Arkasını dönüp
yüzümdeki öfkeye tereddütle baktı. Onu orada bırakmak her ne kadar
canımı acıtsa da fazla uzaklaşmayacaktım. Hemen gaza yüklendim birkaç
dakikada evdeydim. Kimseyi görmemenin verdiği rahatlıkla arabayı
bırakıp koşarak oradan uzaklaştım. Tabi ki Bella’ya… geri döndüğümde
evinden çok uzak bir yerde durdum ve evdekilerin gözünden Bella’yı
izlemeye başladım. Jacob Black onunla konuşmaya çalışıyordu. Babasının
şiddetle tepki verdiği kişinin kim olduğunu Bella’nın ağzından duymayı
planlıyordu. Huzursuzluğu ve tereddüdü yüzünden okunuyordu. Onu bu
şekilde üzenleri ani bir şekilde gelen bir istekle yok etmek istedim!
En iyisi uzaklaşmaktı. Zaten gece tekrar gelecektim. Her ne kadar
görüşleri bazen hatalıda olsa Alice’i görmek istiyordum. Eve girdiğimde
Emmett garajda Rosalie’yle birlikte arabalarla uğraşıyordu. Carlisle
ofisindeydi ve kitap okuyordu. Alice’i bulmak zor olmadı. Her zamanki
gibi çizimlerle uğraşıyordu. Kafasında yaptığı planları benim geldiğimi
duyduğunda değiştirmeye çalıştı. Yeni arkadaşıyla tanıştığında
yapacaklarını, ona nelerin yakışacağını düşünüyordu! Hatta onun için
kıyafetler tasarlamaya, yakışacak renkleri düşünmeye bile başlamıştı!
Ama onu duymadığımı düşündüğü bu saniyelerde, geldiğimi duyunca
düşünceleri Jasper’a yönelmişti her zamanki gibi… derin bir iç çekişle
kestim düşüncelerini.
“ Mızıkçılık yapma Edward. Hem bak neler
tasarladım onun için.’’ Diye anlatmayla başladı. Anlamaz gözlerle ona
baktım. İç çekti ve devam etti.
“yarın onunla tanışacağımı gördüm.’’
“ neden böyle bir karar vereyim ki?’’

eğer yarın onu öl… bazı şeyler için çok geç olabilir ve ben en azından
onunla tanışmak istiyorum. beni tanıyamasa da…’’ dedi alt dudağını
sarkıtarak.
“öyle bir şey olmayacak Alice. Görüşlerine her zaman
güvendim ama bu sefer farklı. Kararlar belirler ve o kararın beni nasıl
etkileyeceğini çok iyi biliyorum. O yüzden…’’
‘ umarım öyle olur.’ Diye iç geçirdi düşüncelerinde.
Beklide
haklıydı. En azından tanışmalıydı. İkisini de mutlu edecekse neden
olmasın ki? Yüzündeki gizlemeye çalıştığı hafif sırıtmadan, kararımı
sesli düşünmüşçesine gördüğünü anladım. Bunun için zihin okumaya bile
gerek yoktu.
“teşekkürler.’’diye cıvıldadı.
Yarın avlanmalıydım. belki Alice bana eşlik eder-
“ tabi ki Ed.. tabiî ki sana eşlik ederim.’’

teşekkürler’’diye fısıldadım. O bundan fazlasını hak ediyordu. Yanına
oturdum ve “ee ufaklık yaptığın tasarımlara bakalım.’’dedim. bir an
yüzü aydınlandı.
“ ten rengini, vücudunun şeklini ve sakarlığını göz
önüne alarak şimdilik bu kadar yapabildim.’’ Dudaklarını büzerek önüme
birkaç bincik(!) kıyafet seçeneğini sundu. Bella’nın buna vereceği
tepkiyi düşünerek gülümsedim. Alice hala ona yakışacak bir renk
düşünüyordu. Ona her renk güzel olurdu tabi ki ancak krema gibi tenini
ortaya çıkaran mavi renk bir başkaydı…
“ maviye ne dersin?’’ diye mırıldandım.
‘hımm… gerçektende. Ben bunu nasıl göremedim? Kahretsin!’ düşüncelerine gülümsedim.
Bir iç çekişi bastırdı ve “bunu söylemekten nefret ediyorum ama haklısın. Hem önemli olan senin onun üzerinde neyi beğendiğin.’’
Onu
basit sıkıntılarıyla baş başa bırakıp piyanomun yanına gittim. Tuşlara
dokundum ve bana onu hatırlatan, her zaman yanımda taşıdığım şişe
kapağını cebimden çıkardım. Uzun uzun baktım ve onun ninnisini çalmaya
başladım. Esme’nin mutsuzluğunu – benim için – duyduğumda beni bekleyen
kıza gitmek için daha fazla bir istek duydum. Kapağı tekrar cebime
koydum ve hayatımın anlamına doğru yola koyuldum…Hayatın dönüm noktası
deyimini hep saçma bulmuştum. ‘Bir şeye inanan birisi inancını nasıl
değiştirebilir?’ Diye sordum ölümsüz yaşamım boyunca kendi kendime. Ama
artık anlam veremediklerim hayatımın anlamı olmuştu… Yaşadığım
değişimden sonra o bana –yaşama sebebim bana – evet dediğinde buz gibi
bedenin sıcacık hissetmesi, dayanılmaz denilen şeylerin aşk için
dayanılabilir hale gelmesi şok ediciydi. Ama artık bu deyim saçma
değildi… Benim tek anlamlı noktamdı, tutunabileceğim tek delildi. Bella
kesinlikle benim miladım, hayatımda ki dönüm noktamdı. Kokusu içimdeki
canavarı ne kadar cezp ederse cezp etsin, hiç insanlığa bu kadar yakın
olmamıştım. O kesinlikle benim ışığımdı.
Kafamdaki bir noktada
sürekli olarak onu düşünüyordum. Şuan ne yapıyor? Güvende mi? Acaba
neyi, kimi düşünüyor? Onun için en güvenlisi ne olur? Kendimi onu
bırakmaya ikna edebilir miyim? Ama bunları bastırıyordum. Yalnız
kaldığımdaysa… Hepsi aynı anda beynime hücum ediyordu.
Evinden
uzakta onu beklerken – babasının ayrılmasını – beynime hücum eden
düşünceleri geri yerlerine çektim ve umarsızlığı davet ettim.
Uyandığını, banyoda yüzünü yıkadığını işittim. Damlaların, elmacık
kemiklerinden dudaklarına süzülüşünü hayal ettim. Dün dokunduğum
yerlerden… Ona zarar vermemiştim. Derin bir iç çekişi bastırdım.
Kontrollü olmalıydım. Daha fazla kontrollü. Merdivenlerden inişini
dinledim. Tanrım! Bir insan ancak bu kadar dengesizce yürüyebilirdi!
Her basamakta korkulu bir beşleyiş sardı tüm bedenimi. O da ne? Islık
çalıyordu! Bella ıslık çalıyordu. Mutluydu… Yıllardır göğsümde sessizce
duran kalbimi artık orada hiç hissetmiyordum. Yeni sahibini çok sevmiş
gibiydi. Peki, Bella kalbimin onda olduğunun farkında mıydı? Artık iki
kalbi olduğunun farkında mıydı?
Bedenimi kaplayan mutluluğun tarifi
yoktu. O beni seçmişti. Çoktan hazırlanmıştı, beni bekliyordu. İçimi
her şeyin mümkün olabileceği gibi büyük bir umut kapladı ama sonra
Alice ve görüşleri geldi gözümün önüne. Tüm umut gitti. Bunun beni
etkilemesine izin vermemeye çalışarak Charlie’nin gittiği evin önünde
belirdim. Beklemek dayanılmazdı! Onu bırakalı ne kadar olmuştu? İki
saat mi?
Aynı saniyelerde kapıda belirmesi, kalbinin kuşkanadı
misali çarpması gerçekten aşk varmış dedirtti. Gördüğüm her şeyin
anlamlı gelmesini sağladı. O her şeydi. Benim tüm sorularım ve
cevaplarım Bella’ydı.
Tereddüt etmeden geçip yanımdaki koltuğa
oturdu. Camların açık olması iyiydi, temiz hava kokusunu dağıtıyordu.
Benim onu özlediğimin onda biri kadarda olsa beni özlediğini düşündüm
ve sıcacık hissettim. Kalp atışları şok edici derecede hızlıydı.
Gülümsememe engel olamadım.
“ iyi uyudun mu?’’ diye sordum. Uyuduğunu biliyordum ama sesini duymalıydım.

uyudum. Senin gecen nasıldı?’’ şuandan güzel değil. Beklide öyledir.
Gece adımı söyleyişini ve belirgin olmasa da sevgi sözcükleri duymuş
olmak… hmm… sanırım biraz daha güzeldi.
“güzel.’’ Dedim. Onun bunu bilmemesi fikri beni gülümsetmeye yetiyordu.

dün gece ne yaptığını sorabilir miyim?’’ elbette sorabilirsin ama sana
istediğini verememek beni üzer. Ama belki bir gün bunu ona söyleyecek
cesareti toplayabilirdim. Bunun yerine; “ hayır, bugün sıra yine
bende.’’ Dedim.
Ona sınıfına kadar eşlik ettim ve diğer
sınıflardayken başka görüşlerden onu izledim. Bu artık bir
gereksinimdi. İnsanken nefes almak nasıl farkında olmadan da yapılan
bir gereksinimse her dakika Bella’yı düşünüp, izlemekte benim için öyle
bir gereksinimdi.
Onun önemsediği, değer verdiği insanları gerçekten
merak ediyordum. Benden önceki hayatının bir muamma olmasını
istemiyordum. Onun hakkında benim bilmediğim şeyler olması beni
çıldırtıyordu. Donmuş kalbimi sızlatan, gözümün önüne kırmızı sis
perdesi belirten düşünce dudaklarımdan döküldü,
“ bu zamana kadar
çıktığın kişiler nasıl insanlardı?’’ sorarken tepkimi gizleyebilmiştim.
Okulun kafeteryasında konuşuyorduk bunları. Dişlerimi kenetledim ve
cevabını bekledim. Ben ona dokunamazken, başkasının ona dokunabileceği
fikri en berbat işkenceler gibiydi.
Utangaçça başını önüne eğdi, “kimseyle çıkmadım ben.’’
Bedenimde
oluşan rahatlama, huzur aynı anda kıskançlığın azalması ve sis
perdesinin ortadan kalkması… Daha da ötesi şaşkınlık doluydum. Onun
gibi doğal, saf güzelliğe sahip, en zeki, en şefkatli, en anlayış dolu
insan… Ama neden?
“ yani şimdiye kadar hoşlanacağın birisiyle karşılaşmadın?’’ diye sordum içim sızlayarak. Belki benden de hoşlanmıyordu.
Çenesini hafifçe yukarıya kaldırdı,
“ Phoenix’te karşılaşmadım.’’ Dedi.
Mutluluk,
sevinç, şaşkınlık ve panik! Daha fazla panik hissettim çünkü o an
duygularımın az da olsa karşılıklı olduğunu ve ondan kaçarsam – onu
korumak için bile olsa – bu onu incitecekti. Buna dayanamazdım ama
gitmek daha güvenliydi. Yaşadığım karmaşa benim için bile çok fazlaydı.
‘ Edward, gitmeliyiz. Konuşmuştuk, unutmuş olamazsın. Hem Bella’yla tanışmalıyım. Söz verdin!’’ ah Alice…
Aynı anda Rosalie’nin de hakaret yağmuruna maruz kaldım. Bella bu duraklamayı fark etmiş miydi?
Of
bunu unutmuştum. Yarın baş başa olacağımıza göre avlanmalıydım. Alice
bana yardımcı olacaktı – amacı Bella’yla tanışmak olsa da… -
Onunla biraz daha fazla vakit geçirmek, biraz daha erken görmek için evinden almıştım ancak gitmeliydim.
“ bugün kendi arabanla gelmene izin vermeliydim.’’ Aklımdan ne geçiyordu böyle?
“neden?’’ diye sordu hemen. Dudaklarının kenarları aşağıya doğru kıvrılmıştı. Bu beni mutlu etti.
“ öğleden sonra Alice ile gitmem gerek.’’
“Ah
sorun değil. Biraz yürümek eğlenceli olabilir.’’ Yaşadığı hayal
kırıklığı sesinden bile anlaşılıyordu. Onu 2 km. lik bir yolu yalnız
olarak yürüyebileceği bir şekilde bırakacağımı mı düşünüyordu? Ayrı
sınıflara gitmeye bile dayanamazken?
“yürümene izin vermem. Biz kamyoneti getirip buraya bırakırız.’’
Hala dudakları küçük bir çocuk gibi aralık duruyordu.
“ anahtar yanımda değil. Gerçekten yürüyebilirim, hiç sorun değil’’ dedi içini çekerek.
O an içimden gelen koruyucu içgüdü ile onu bırakmak istemedim. Ama bunu korkuturdu. Sanırım…
Hem sorun ettiği şey anahtar mıydı? Hah!
“kamyonetin burada olacak, anahtarı dert etme.’’
“ nereye gidiyorsunuz?’’
Dürüst olacaktım. Ona karşı her zaman dürüst.

avlanmaya. Yarın yalnız olacaksam, bütün tedbirleri almam gerek.’’ Kaç
Bella… lütfen beni bırak… Bırakırsan kurtulursun!.. Bırakırsan
parçalara bölünürüm!..

- Üyenin İmzas-

------------------




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://twilightfan.forumclan.com
 
midnight sun 12.bölümden sonrası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TwilightFan - Türkiye :: Twilight paylaşım :: Serinin Tüm Kitapları-
Buraya geçin: